12 11 2012

HAYAL KURUYORUM...

Hayatınızın nasıl olmasını isterdiniz? Hayalini kurduğunuz, istediğiniz gibi bir yaşamı mı sürdürmektesiniz? Yoksa siz de bir çok insan gibi, bir başkasının tasarladığı ya da size uygun görülen bir hayatı mı yaşıyorsunuz?

 

Hedefleriniz, yavaş yavaş hayallerinize mi karışıyor? Hedeflerinizi biliyorsunuz, fakat onlara ulaşmak için gerekli inanç ve cesaret ve en önemlisi destek hayatınızda eksik. Bu tanımda kendinizi buluyor musunuz?

 

İşte tüm bu konularda bilgilenmek üzere Uzman Psikolog Gülgün Sharafat’ın görüş ve önerilerine başvurduk.

 

SORU: Nedense bizim ülkemizde insanlara hayallerini sorduğunuzda insanların hayalleri piyangodan para kazanmanın ötesine geçemiyor. Neden hayallerimiz yok?

YANIT: Çok küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza verdiğimiz mesajlar var, bu toplumda yaşarken öğrendiğimiz ve kendi deneyimlerimizle perçinleyip iletilen  mesajlar, içinde varolduğumuz kültürün yansımaları, örneğin “ayakların yere bassın, hayal kurmayı bırak, bu dünyada yaşıyoruz, ekmek aslanın ağzında, etrafına bir bak …” ile başlayan öğütler veriyoruz.Ünlü bir hikaye vardır, bir köpekbalığını kocaman bir akvaryumun içine koymuşlar, camla ayırdıkları bir diğer bölüme ise küçük balıkları, köpekbalığı onları yemek için yaptığı her denemede başını cama vurmuş.Sonunda vazgeçmiş, çabası sonuç vermeyince, o demeyi bırakınca aradaki cam kaldırılmış ama boşuna, köpekbalığı o tarafa gitmemiş bir daha, hatta bir şey daha yapmış, doğan çocuklarına da oraya gitmemeyi öğretmiş!Bu kavram Psikoloji biliminde “Öğrenilmiş Çaresizlik”olarak bilinir.Birşeyi “başarısızlık” olarak nitelediğinizde ondan kaçınmak için strateji geliştirir, herşeyi bu bakış açısından değerlendirirsiniz.Bizde yüzyıllardır ebeveynlerimizden öğrendiğimiz çaresizliklerimizi yeni nesillere aktarıyoruz.Oysa bugün beyin konusunda bilgilerimiz gösteriyor ki beyinde hayal kurmak için ayrı, gerçekler için ayrı çalışan hücrelerimiz yok, yani bir limona bakarken çalışan nöronlarla, o limonu  hayal ederken çalışan nöronlar aynı, zihninizde yeterince “canlandırdığınız” herşey bedeninizde bir tepki yaratır (limonu görünce veya düşününce ağzınız sulanır.) ve algı filtrelerinizi devreye sokar. “Yaratım” hayal ederek (imgeleyerek) başlar ve her zaman “eylem imgeyi (hayali)takip eder”.Bu nedenle hayal kurmak aslında adı üstünde, birşeye “can”  vermek, onu “canlandırmak” olarak düşünülmelidir. Hayat hayallerinizi gerçekleştirdiğiniz bir “yaratım” işidir.

 

SORU:Bir hayalimiz olduktan sonra da işimiz bitmiyor. Bu hayalimize ulaşmak için ne yapmamız gerekiyor? Bazen hayaller öylesine oluverir. Amerika’ya gitmek gibi bir hayaliniz vardır, hayat öyle bir şekilde gelişir ki gidersiniz. Ama hayallerimiz öylesine oluvermediğinde ne yapmalıyız?

YANIT: Çocukları gözlemlemek bir yetişkine çok şey öğretebilir, çocuklar bir şeyi gerçekleştirmek için önce zihinlerinde onun bir imgesine (hayaline) sahip olurlar ve bedenleri bu imgeyi takip eder, bazen aniden bir beceriyi mucize gibi kazanırlar, dün yapamıyordur ama işte bugün yapar.Bazende bir hayallerini başarmak için sayısız  denemeler yaparlar, ta ki başarana kadar. Yürümeye çalışan bir çocuğu izleyin, ne kadar çok düşer, sayısız kere başaramadığını ama bitmek bilmez bir ısrarla devam ettiğini görürsünüz.Konuşmak için uğraşısını izleyin, bir sürü ses çıkarır, doğru sesleri bulana kadar, dener, dener yine dener ve sonunda başarır.Vazgeçmemesinin en önemli nedeni şudur; Kendini yargılamaz, eleştirmez yalnızca dener, onun için başarısızlık yoktur, yalnızca “deneme” vardır.Ne zaman ki bir çocuk korkuyu öğrenir ve ona bakan kendisinden farklı bir çift gözü farkeder işte o zaman işler zorlaşır. Hayalleriniz gerçekleşmediğinde her zaman içinize bakın, yargı, eleştiri ve endişe ya da korkudur sizi engelleyen, hayatın gerçekleri değil, yalnızca siz, içinizde konuşup , yargılayıp, şikayet eden iç sesiniz ve onu dinleyip, ona  inanan siz! Siz o sesi  durdurun, o zaman sizi kimse durduramaz!

 

SORU: Bazen de hayal ve hedeflerimiz birbirine karışabiliyor. Bu kavramları açar mısınız?

YANIT: Hayatta iki şey başınıza gelir; Bir, çok istedikleriniz, İki, çok korktuklarınız, çünkü ikisini de düşünürsünüz.Çok istediğiniz bir şey sizin hayalinizdir, onu düşünür, onu ister onu “canlandırırsınız”gözünüz ondadır, hedefiniz o’dur.Ama aynı şekilde korkularınızı da düşündüğünüzde onlarıda “can”landırırsınız, onlarda “hayal”nizdir, gözünüz ondadır.Korkularımız arttığında hedeflerimiz katılaşır çünkü korkularımızla yüzleşmemek, onlardan kaçınmak  için sınırlar çizmeye başlarız.Şöyle bir örnekle bunu açıklayım, diyelim ki bol para kazanmak istiyorsunuz, bolluk içinde yaşamak gibi bir hedefiniz olabilir, bunu düşünür, ister ve bunu canlandırırsınız, beyniniz algı filtrelerinizi devreye sokar, seçimleriniz bu hedefinize eşlik eder, arada ne yaşarsanız yaşayın bu bolluğu ister, düşünür ve sahip olursunuz sonunda.Ama parasız kalmaktan duyduğunuz korku (hayali) yüzünden eğer “ben bu sene şu … kadar para kazanmalıyım, şunu… şunu… yapmazsam  mahvolurum” derseniz, hedefiniz bolluk değil, parasızlığın verdiği acıdan kaçınmaktır ve ne yazık ki birşeyden kaçınmak için bile olsa gözünüz hep oradadır.Süreçte olanlar korkularınızı tetikler, daha çok korkuya kapılır, “olduramadığınızdan” yakınır, yine kendinizi suçlama “ben ve makus talihim”diye şikayet etme döngüsüne dönersiniz.Hayallerinizin gerçekleşebilmesi için onlara ne amaçla sahip olduğunuza dikkat edin, kendinize şunu sorun, “bu hayalimin gerçekleşmesinden beklentim ne?” hedefinizi ondan sonra belirleyin.

 

SORU: Hayal kurmakla hayalperest olmak arasında ne fark vardır?

YANIT:Hayalleriniz sizin yaşamınızı biçimlendiren araçlarınızdır, onlar sayesinde kendinizi, sınırlarınızı keşfeder, onları gerçekleştirme yolunda güçlenirsiniz.Hayaller bazen  kendimizde  kabul etmek istemediğimiz  ya da yüzleşemediğimiz yönlerimiz için kalkan görevi görürler, o zaman kendimizi hayallerle yaşayan ama onları “canlandırmayan”  biri olarak “hayalperest” buluruz. “Hep hayallerim oldu ama gerçekleştirmeme izin vermediler” diyen insanların bir çoğu aslında bu hayalleri gerçekleştirmelerine izin vermeyenin, birilerine öfkeli veya küskün bir parçaları olduğunu farkedebilirler.Benim sorunum bu değil, başkalarınının beni  “hayalperest” bulması diyorsanız, bu sorunu hiç umursamamanınızı öneririm, sonuç olarak bu da “o başkalarının”  “hayali” olabilir!

SORU. Karşılaşacağımız zorluklar için ne yapmalıyız? Mutlaka karşımıza bir engel, bir zorluk çıkacaktır. Pes mi edeceğiz? Bu noktada mücadele ruhunu geliştirmek için ne yapmalıyız?

YANIT:Yalnızca yüreğinizin ve ruhunuzun sesini dinlemek, iç sesinizin “öğrenilmiş çaresizliklerine” kulak asmamak, kimseye değil, kendine inanmak, bence pes etmemenin reçetesi budur.Kimse hayatını başkalarının aklı ile yaşayarak kendi varoluşuna hizmet edemez.Aslan maymunun aklı ile ormanın kralı olamazdı. “Kendi seçimlerinizin  arkasında durmak, sonuçlarına katlanmak size insanlığınızı verir.”demiş Tolstoy.Mücadeleniz kendi egonuzla yaptığınız mücadeledir “ailem ne der, elalem ne der, rezil olurum, ya başaramazsam…”hepsi ego’nun dertleridir, hayatın değil.

 

SORU: Hayal kurarız ama bir yandan da olmayacağını zaten biliyordum deriz. İsteklerimiz gerçekleşmediğinde de bunalıma gireriz…

YANIT:İç sesimiz ya da kurban senaryolarımız gerçekleşmeyen hayallerimizin gerçek sorumlularıdır.Hayal kırıklıklarını dünyanın sonu olarak görmek aslında çocukların yaptığı birşeydir .Bazen  kocaman yetişkinler olduğumuzda bile zaman zaman içsel çocuğumuzu kontrol edemiyoruz ve bizlerde “tutturuyoruz” .Öyle anlarda şunu farkedin; Neyin yasını tutuyorsunuz, “hep böyle oluyor zaten, olmuyor işte…”diye başlayan ve kendinize ya acıyarak ya öfkelenerek biten içsel kavgalarınızın  mı, yoksa gerçekten, aslında hayalinizden vazgeçmenizin mi yasını tutuyorsunuz? Oysa işler yolunda gitmediğinde değişim şarttır, üzülsenizde, yakınsanızda aynı şeyleri yaparak aynı sonuca ulaşıyorsanız, sonucu değil düşündüklerinizi sorgulamalısınız.Vazgeçmeniz gereken hayalleriniz değil düşünce biçiminizdir.

 

SORU: Bazen mutluluğu hayallere kodluyoruz. Örneğin “şu işe girersem mutlu olurum”, “deniz kenarında bir evim olursa mutlu olurum” ya da “şu kişiyle evlenirsem mutlu olurum” gibi. Bu doğru bir düşünce tarzı mıdır?

-Mutluluk insanın kendini iyi hissetme halidir, sahip olduklarınız iyi hissetmenizi sağlayabilir ama iyi hissetmenin olmazsa olmazı değillerdir.Eğer yalnızca birşeylere sahip olduğumuzda mutlu olsaydık varlıklı her insan mutlu, fakir her insan mutsuz olurdu.Değerleriniz, inançlarınız sizin hangi durumları “mutluluk” olarak tanımlayacağınızı belirler.Onları özenle seçmek gerekir.İlk maaşınızı elinize aldığınız  gün hissettiklerinizdir mutluluk, sevdiğiniz birine sevgiyle bakmaktır,çay ve simit hayaliyle koşturmaktır vapura, bazende yıllardır arzuladığınız evi almaktır ya da o ev parasını inandığınız bir vakfa bağışlamaktır.Yetişkin bir insan olarak hiçkimse ya da hiçbirşey sizi ne mutlu edebilir ne de mutsuz, özgür iradenizle mutluluğu tanımlayan ve “şimdi mutluyum” diye düşünen sizsiniz çünkü.

 

SORU: “Hayat hiç hayal ettiğim gibi değilmiş”.  Bunu insanlardan pek çok kez duymuşuzdur. Burada doğru olmayan  nedir sizce?

YANIT:Hayat olduğu gibidir, ona anlam yükleyen bizleriz.İran’lıların bir atasözü vardır, bir şeye birisi “ a, çok  güzel” derse  “senin gözlerin güzel” derler.Benim bir hocamda hep şu ünlü lafı söylerdi “Arkadaşlar, dünyayı pis görüyorsanız , gözlüklerinizi temizleyin! ”Bu yüzden hayatta birşeyler benim hayal ettiğim gibi olmadığında ben kendime şunu sorarım, “Bende ne değişseydi ben bu durumu böyle görmezdim?” Bence hayat bir aynadır, gördüğümden memnun değilsem, kendime çekidüzen veririm.

 

SORU:Hayallerimizin gerçekleşmediğinde bazen de şansımızın olmadığını düşünürüz. Bu noktada  şans ya da şanssızlık diye bir etken var mıdır?

YANIT:Şans nedenini bilmediğimiz , geçmişini tanımlayıp, gözlemleyemediğimiz dolayısı ile kontrolün bizde olmadığını düşündüğümüz durumlara verdiğimiz isimdir.Bu yüzden hayallerin gerçekleşmemesi durumunu şans ya da şansızlık diye tanımlamadan önce kendimize sormak lazım; “Bu durum benim istediğim gibi gerçekleşmediği için ben  buna şansızlık diyorum ama gerçekten benim kontrolümün ya da gücümün dışında mıydı tüm olanlar?” Yanıtınız gönül rahatlığı ile verilmiş bir “evet” ise sorun yok, bu hayaliniz gerçekleşmedi, bırakın onu, yola devam edin.Ama tüm hayallerinizin gerçekleşmemesini şansa bağlıyorsanız bir kere daha düşünün , “gerçekten evrenin sizinle ve istediklerinizi gerçekleştirmemekle ilgili bir inadı olduğuna inanıyor musunuz?”

 

SORU: Bazen hayallerimize kota koyarız örneğin “üç kere denedim olmadı” deriz, vazgeçeriz. Hayal kurmaktan nerde, ne zaman vazgeçmeliyiz?

SORU:Hayallerinizden vazgeçtiğinizde şunu düşünün; “Dünyadaki herkes hayallerinden vazgeçse dünya nasıl bir yer olurdu? ”Bir damla yağmur gökyüzünden toprağa  düşmemeye karar verse ne olur?" diyebilirsiniz ama  ya tüm damlalar düşmemeye karar verirse ne olur? Dünya öyle bir yer ki, yıllarca ısrarla toprağa düşen bir damla su bile yaşamın tüm kaynağı, o zaman niye vazgeçelim hayallerimizden?

                                                             

                                                                        UMARIM HAYALLERİNİZDEKİ GİBİDİR, SEVGİMLE... 

                                                                                         GÜLGÜN SHARAFAT 

552
0
0
Yorum Yaz